1 Ocak 2025
Eğitim sistemlerimiz, hızla değişen bir dünyanın ihtiyaçlarını karşılamakta başarısız oluyor. Geçmişin sorunlarını çözmek için tasarlanmış sistemler eşitsizlikleri sürdürür, yaratıcılığı köreltir ve öğrenenleri bugünün ve yarının karmaşıklığına ve belirsizliğine hazırlayamaz. On yıl önce Manifesto 15, değişen bir dünya için öğrenmeyi yeniden tahayyül etmek adına cesur bir eylem çağrısı yapmıştı. O günden bu yana söylem daha da yükseldi, ama çok az şey değişti. Miras alınmış felsefeler, bugünümüzün ve geleceğimizin taleplerini hâlâ karşılayamıyor.
Bu belge, bir dizi ilke aracılığıyla, öğrenenleri geride tutan ataleti ve rehaveti ele almak için bir çerçeve sunuyor. Amacımız, eskimiş paradigmaları sökmek, yerleşik güç yapılarına meydan okumak ve adaletsizliği sürdüren, potansiyeli sınırlayan ve yeniliği boğan sistemik sorunlarla yüzleşmektir. Hedefimiz, tüm bireyleri birbirine bağlı bir dünyada tam katılımcılar olarak gelişip serpilecek biçimde donatan, dinamik, kapsayıcı ve öğrenen-merkezli ekosistemlerin oluşumuna ilham vermektir.
Umut yetmez. Retoriğin yerini eylem almalıdır. Reform beklemek ve kibar sohbetler yürütmek bu anın aciliyetine cevap veremez. Bu belge, yapıcı bir isyan çağrısıdır. Bizi, eskimiş paradigmaları birlikte yıkmaya, yenilerini kurmaya ve tüm öğrenenlere hizmet eden, insan potansiyelini açığa çıkaran, bizi yalnızca hayatta kalmaya değil, hayal gücümüzü aşan bir dünyada gelişmeye de hazırlayan bir eğitim sistemini birlikte tasarlamaya çağırır. Bu, öğrenenleri merkeze almak için bir araya gelmekle başlar.
İleriye giden yol cesaret, yaratıcılık ve topluluk gerektirir. Eğitimi, her öğreneni gelişen, adil ve sürdürülebilir bir dünyayı şekillendirecek biçimde donatan dinamik bir güç olarak yeniden tahayyül etmeliyiz.
Şimdiye kadar neler öğrendik
- “Gelecek zaten burada; sadece çok eşit dağılmamış durumda.” (William Gibson in Gladstone, 1998). Eğitim alanı, geleceğe değil geçmişe odaklandığı için diğer sektörlerin gerisinde kalıyor. Edebiyatın tarihini öğretiyoruz ama hikâye anlatımının geleceğini görmezden geliyoruz. Geleneksel matematik kavramlarını vurguluyoruz ama yarını biçimlendirecek yeni matematiğin yaratılmasını ihmal ediyoruz. Eğitimde “devrimci” diye etiketlenen şeylerin çoğu, aslında parçalı ve yerel biçimlerde çoktan yaşandı. Anlamlı değişim yaratmak için bu dağınık girişimlerden öğrenmeli, deneyimlerimizi paylaşmalı ve pratiğimizde geleceğe dönük bir yaklaşımı benimsemek için gerekli riskleri almalıyız.
- 1.0 okullar 3.0, 4.0, 5.0… çocukları eğitemez. Başka bir deyişle, sanayi çağı için tasarlanmış okullar dijital ve birbirine bağlı bir çağın ihtiyaçlarını karşılayamaz. Neyi için eğittiğimizi, bunu neden yaptığımızı ve eğitim sistemlerimizin kime hizmet ettiğini yeniden tanımlamamız ve açıkça anlamamız gerekir. Yaygın zorunlu okul eğitimi, itaatkâr fabrika işçileri ve bürokratlar üretebilecek yurttaşlar yaratmaya dönük, on dokuzuncu yüzyıldan kalma eski bir modele dayanır. Sanayi sonrası ve giderek daha dijital bir çağda, bu artık eğitimin nihai amacı olamaz. Öğrenenleri, kendi hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını kullanarak toplum için yeni sonuçlar ortaya koyabilecek yenilikçiler olmaları yönünde desteklemeliyiz. Bunu yapıyoruz çünkü bugünün sorunları eski düşünme biçimleriyle çözülemez. Ve hepimiz, dünyadaki tüm insanlara yarar sağlayacak olumlu sonuçlar üreten geleceklerin ortak sorumluluğunu taşıyoruz.
- Çocuklar da insandır. Tüm öğrenciler, tanınmış evrensel insan haklarına ve sorumluluklarına sahip insanlar olarak muamele görmeli ve saygı görmelidir. Bu, öğrencilerin öğrenmeleriyle ilgili seçimlerde etkin söz sahibi olmaları gerektiği anlamına gelir; buna okullarının nasıl yönetildiği, nasıl ve ne zaman öğrendikleri ve gündelik hayatın diğer bütün alanları dahildir. Gerçek anlamda kapsayıcılık budur. Her yaştan öğrencinin, kendileri için uygun eğitim fırsatlarını ve öğrenme yaklaşımlarını izleme özgürlüğüne sahip olması gerekir; yeter ki onların kararları başkalarının da aynısını yapma özgürlüğünü ihlal etmesin (EUDEC, 2023’ten uyarlanmıştır).
- Okullar, alışılmadık derecede güvenli ve olağanüstü saygılı sığınaklar olmalıdır. Sosyal-duygusal ve ilişkisel zekâ, test puanlarının ve katı akademikliğin ötesinde, empatiyi, özfarkındalığı ve yapıcı çatışma çözümünü besleyecek biçimde merkeze yerleşmelidir. Güvenli bir alanda kırılgan olabilme imkânı, başkalarıyla ve insanın kendisiyle gerçek ve sahici bağlar kurmasına izin verir. Böylece okullar, öğrenenlerin farklı bakış açılarını yönlendirmek ve birbirine bağlı bir dünyada gelişmek için ihtiyaç duyduğu ilişkisel temeli kurar. Bu yetkinlikler isteğe bağlı değildir; kişisel gelişimin ve kolektif ilerlemenin köşe taşıdır.
- Otantik öğrenme özgürlükten gelir, önceden belirlenmiş bir yola itilmekten değil. Geleneksel tepeden inmeci öğretmen-öğrenci modeli merakı bastırır ve içsel motivasyonu aşındırır; öğrenmeyi uyum egzersizlerine indirger. Bunun yerine, akran öğrenmesini, akran öğretimini ve dağıtılmış sorumluluğu önemseyen yatay ve işbirlikçi yaklaşımlar benimsemeliyiz. Eğitimciler, öğrencilerin sıçramalarını ne zaman ve nasıl yapacaklarına kendilerinin karar verebileceği ortamlar kurmalıdır; bunu yaparken başarısızlığın bir son değil, öğrenme sürecinin doğal bir adımı olduğunu bilmelidirler. Başarısız olmak öğrenmenin doğal bir parçasıdır ve insan her zaman yeniden deneyebilir. Yatay bir öğrenme ortamında öğretmenin rolü, öğrenenin dengeli bir karar almasına yardımcı olmaktır. Başarısızlık öğrenme yolunun bir parçasıdır; ama başarısızlık üretmek değildir.
- Birlikte öğrenmek, birlikte öğretmek. Eğitim, herkes hem öğretmen hem öğrenen olduğunda serpilir. Yapay yaş silolarını kırarak okullar; çocukların, ebeveynlerin, yaşlıların ve topluluk üyelerinin becerileri, içgörüleri ve yaratıcılığı açık bilgi ve ağ ekosistemleri içinde paylaştığı canlı merkezlere dönüşebilir. Daha büyük öğrenciler daha küçük akranlarına rehberlik ederken kendileri de yeni bakış açıları kazanır; ebeveynler ve topluluk önderleri, çocukların merakıyla zenginleşen gerçek dünya bilgisini getirir. Bu dinamik ve karşılıklı süreç, kuşaklararası bilgeliği kutlar, toplumsal bağları güçlendirir ve herkesi anlamlı bir geleceği şekillendirmeye muktedir kılar.
- Öğrenme kutularda değil, ekosistemlerde gerçekleşir. Katı programlar ve birbirinden yalıtılmış sınıflar, eğitimi işlemsel bir sürece indirger ve onun yaşam boyu süren, birbirine örülü doğasını görmezden gelir. Biçimsel okul eğitimi; aileyi, topluluğu, işyerlerini ve dijital ağları içeren daha geniş bir deneyimler dokusunun yalnızca bir ipliği olmalıdır. Bu bağlamları harmanlayarak biçimsel ve enformel öğrenme arasındaki sınırları siler, bilgi ve becerilerin serbestçe dolaşmasına izin veririz. Böyle ortamlarda öğrenciler farklı rollere uyum sağlamayı, kuşaklar arasında çalışmayı ve beklenmedik kaynaklardan gelen içgörüleri benimsemeyi öğrenir. Kutuların sınırlarından kurtulan eğitim, merakı ve öz güveni besler; öğrenenleri sürekli evrilen bir dünyada gelişmeye hazırlar.
- Nirvana, eyleme gücü ile öz-yeterliğin birleşiminde bulunur. Öğrenenler ve eğitimciler hem eyleme gücüne (kendi yollarını niyetli biçimde şekillendirme iç kapasitesi) hem de öz-yeterliğe (başarabileceklerine dair inanç) ulaştıklarında, eğitim geleneksel hedeflerini aşar ve en yüksek amacına varır: insanları doyumlu ve etkili yaşamlar sürmeye muktedir kılmak. Okullar, seçim odaklı öğrenmeyi, öğrenenlerin yetkinlik geliştirmesi ve bunu göstermesi için tutarlı fırsatlarla birleştirerek bu dengeyi etkin biçimde geliştirmelidir. Bu birleşim, geleceği yaratmak için gereken ilhamı ve vizyonu sağlayarak öğrencileri geleceğe hazırlar.
- Eğitimciler yaratıcı, işbirlikçi ve yenilikçidir; bir makinenin dişlisi değildir. Onları eski yöntemlerin uygulayıcılarına indirgemek, hem öğrenenleri hem de eğitimin geleceğini zayıflatır. Dinamik ve birbirine bağlı bir dünyanın taleplerine yanıt verebilmek için eğitimciler; kendilerine özgü ihtiyaçları, özlemleri ve yaratıcı potansiyelleri olan bireyler olarak değer görmelidir. Eğitimi dönüştürmek, eğitimcileri birlikte yaratan öznelere dönüştürmek, onları yeniliği ilerletecek güven, araç ve kaynaklarla donatmak demektir. Eğitimcileri profesyonel ve ortak olarak tanımak, hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin serpilip geliştiği, merakın, uyarlanabilirliğin ve dayanıklılığın beslendiği öğrenme ortamları yaratır.
- Ölçtüğümüz şeye değer biçmeyin; değer verdiğimiz şeyi ölçün. Değerlendirmeler öğrenenleri güçlendirmeli, korku aşılamamalıdır. Yüksek riskli sınavlara duyulan takıntı kaygıyı besler ve eğitimi ezbere indirger; eleştirel düşünmeyi ve problem çözmeyi kenara iter. Yüksek riskli sınav kültü, dünyaya zararlı bir karşılaştırma ve düşük performans kaygısı kültürü yayarak başarıyı yanlış ölçen bir hakem haline gelmiştir. Bu saplantı gerçek yeniliği baltalar; umut vadeden fikirler ölçme kaygısıyla bir kenara itilir. Daha da kötüsü, okullar veriyi eleştirel biçimde yorumlayacak yeterlilikten yoksun liderler üretir. Zorunlu yüksek riskli sınavları kaldırmalı ve kaynakları otantik öğrenmeyi ve anlamlı, çok boyutlu gelişimi ilerleten girişimlere yönlendirmeliyiz.
- Teknolojinin kötü kullanımı sorunun kendisi değil, belirtisidir. Teknoloji tek başına çözüm değildir; ama düşünülerek kullanıldığında öğrenmenin ve üretmenin yeni yollarını açabilir. Eski pratiklerin ötesine geçmeli ve teknolojiyi gerçekten bir dönüşüm aracı olarak kullanmalıyız; en yeni araçlara saplanıp kalırken onların değişim yaratma potansiyelini ihmal etmemeliyiz. Eski öğretim yöntemlerine tutunurken kara tahtayı akıllı tahta, kitabı tablet ile değiştirmek; at arabasını yürütmek için nükleer santral kurmaya benzer: israf dolu ve etkisiz. Yine de hiçbir şey değişmedi; bu araçlara muazzam kaynaklar ayırmaya devam ediyor ve onların neyi öğrendiğimizi ve nasıl öğrendiğimizi dönüştürme potansiyelini heba ediyoruz. Geçmişin pratiklerini teknolojilerle yeniden üretirken okullar, öğrencilerin mindware’ını ve bu araçların amaçlı kullanımını geliştirmekten çok donanım ve yazılım yönetimine odaklanıyor.
- Ona dikkat etsek de etmesek de öğrenme olur. Öğrenmenin büyük kısmı “görünmez”dir. Biçimsel öğretimin dışında, enformel ve rastlantısal deneyimler aracılığıyla gerçekleşir. Merak, deneme ve plansız yaşantılar yoluyla olur; kasıtlı çabadan çok nefes almaya benzer. Görünmez öğrenmeyi zorla görünür kılmak yerine, onun organik akışına güvenen ve onu besleyen ortamlar yaratmaya odaklanmalıyız. Bu, keşfe değer veren, bilgi arama fırsatları sunan ve her öğrenmenin ölçülmek ya da raporlanmak zorunda olmadığını saygıyla kabul eden işyerleri, okullar ve topluluklar yetiştirmek demektir. Öğrenmenin görünmez kalmasına izin verdiğimizde, onun sahiciliğini korur ve bireylerin kendileri için anlamlı biçimlerde büyümesine alan açarız. Gözetim değil, güven, yeniliğin ve gelişimin gerçek itici gücüdür.
- Bilgi, yönetimden değil, anlamdan inşa edilir. Bilgi ve yenilikten söz ederken, bu kavramları sık sık veri ve enformasyonla birbirine karıştırırız. Çok kez, öğrenenlere “bilgi” verdiğimizi sanırız; oysa yaptığımız şey yalnızca onları enformasyonu ezbere hatırlama üzerinden sınamaktır. Açık söyleyelim: veri, orada burada duran parçalardır; onları birleştirip enformasyon oluştururuz. Bilgi ise enformasyonu alıp kişisel düzeyde anlam yaratmaktır. Bildiklerimizle harekete geçip yeni değer yarattığımızda yenilik üretiriz. Bu farkı anlamak, okul yönetimi ve öğretimin önündeki en büyük sorunlardan birini açığa çıkarır: Enformasyonu yönetmekte iyi olabiliriz, ama öğrencilerin zihnindeki bilgiyi onu yeniden enformasyona indirgemeden yönetemeyiz.
- Standartlaştırma yaratıcılığı ve yeniliği öldürür. Herkese aynı kalıp eğitim, öğrenenleri tek tip çıktılara dönüştürür ve başarıyı dar değerlendirmelerle ölçer. Bilgiyi yalıtılmış derslere parçaladığında, gerçek dünyanın karmaşık sorunlarını gözden kaçırır ve deneyi ile cesur düşünmeyi sınırlar. Gerçek yeniliği beslemek için katı tekbiçimliliği bırakmalı, açık uçlu sorgulamayı ve disiplinler arası işbirliğini vurgulayan, uyarlanabilir ve öğrenen-merkezli yaklaşımlar benimsemeliyiz. Ancak öğrenciler ilgi alanlarını keşfedebildiğinde, farklı bakış açılarını paylaşabildiğinde ve sahici problem çözme süreçlerine katıldığında gerçek yaratıcılık gelişir.
- Bilgi, ağların sınırlarının kesiştiği yerde büyür. Bu yüzyılın yükselen pedagojisi özenle planlanmış değildir—akışkan biçimde evrilir. Öğrenme, ağlar arasında ilerleyip onları genişletirken, bireysel bilgileri bağlayarak yeni anlayışlar yarattığımız süreçte açığa çıkar. Deneyimleri paylaşarak kolektif içgörüyü zenginleştiren toplumsal bilgi üretiriz. Eğitim, bireyleri bu iç içe geçmiş sistemlerde gelişmek için gerekli araçlar, yetkinlikler ve okuryazarlıklarla (örneğin dijital akıcılık, kültürel farkındalık ve ağlarda yol bulma) donatmayı öncelik haline getirmelidir. Bu süreç içinde öğrenenler kendi benzersiz yetenek ve bilgilerini bağlamlandırır; böylece yeni sorunlarla yaratıcılık ve güvenle yüzleşebilirler.
- Diplomalar tasarım gereği eskimiştir. Sabit alanlar ve açık bitiş noktaları için tasarlanmış pek çok durağan program, öğrenciler daha ilk yıllarını bitirmeden eskimiş ya da geçersiz hale gelir. Geleneksel diplomalar hızlanan değişime ayak uyduramaz ve çoğu zaman gerçek dünyadaki beceri ve başarıların derinliğini yakalayamaz. Sınıfta geçirilen zamandan çok yaratıcılığı, problem çözmeyi ve gerçek etkiyi değerli gören yeni, merkezsiz bir sisteme doğru kararlı bir kayış gereklidir. Öğrenenlerin, onlarla birlikte uyum sağlayan; dünyadaki sürekli değişen talepleri yansıtan gelişmeyi ve katkıları ödüllendiren dinamik tanınma sistemlerine ihtiyacı vardır.
- Eşitsizliklere göz yuman her eğitim sistemi adaletsizliğin suç ortağıdır. Eşitsizliği sürdürmek için tasarlanmış sistemler herkesi başarısızlığa uğratır. Okullar, çeşitliliğin göstermelik kabulünün ötesine geçmeli ve sistemik engelleri sökmelidir. Müfredat marjinalleştirilmiş sesleri öne çıkarmalı ve her öğrenenin gerçekten görüldüğünü, duyulduğunu ve değer verildiğini güvence altına almalıdır. Eşitlik ve kapsayıcılık isteğe bağlı eklentiler değildir; adil ve sürdürülebilir bir eğitim sisteminin temelidir.
- Küresel yurttaşlık edimleri kişisel deneyimi gezegensel etkiye dönüştürür. Yerel bağlamlara ve çeşitli topluluklarla anlamlı etkileşime kök salarak, küresel yurttaşlık bireysel bakış açılarını küresel zorluklarla buluşturur. Eğitim, öğrenenleri kültürler arası empati, etik sorumluluk ve işbirlikçi problem çözme yoluyla bu sorunlarla yüzleşecek biçimde donatmalıdır. Bu, yerel eylemleri küresel çözümlerle bağlayan ve bireysel ile kolektif haklara saygı duyan gezegen odaklı okuryazarlıkları gerektirir. Kişisel eyleme gücünü paylaşılan araçlarla hizalayarak eğitim, öğrenenleri yerel ve küresel ölçekte harekete geçmeye ve sürdürülebilir, adil gelecekleri şekillendirmeye muktedir kılar.
- Gelecek nerd’lerin, geek’lerin, maker’ların, hayalperestlerin ve knowmad’ların olacaktır. Herkes girişimci olmayacak ya da olmamalı; ama girişimcilik becerileri geliştirmeyenler büyük bir dezavantaj yaşayacaktır. Eğitim sistemlerimiz, entreprenerds yetiştirmeye odaklanmalıdır: uzman bilgilerini hayal kurmak, yaratmak, üretmek, keşfetmek, öğrenmek ve girişimci, kültürel ya da toplumsal girişimleri ilerletmek için kullanan; risk alan ve sürecin kendisinden de sonuçtan aldığı kadar haz duyan; yol boyunca yaşanabilecek başarısızlık ya da hatalardan korkmayan bireyler.
- Gerçeklik isteğe bağlı değildir. Ortak gerçekliğimizi görmezden gelmek kaosa çöküştür. Gerçeklerin büküldüğü ve hesap verebilirliğin savuşturulduğu, silaha dönüştürülmüş postmodernizm, eğitimin ve toplumun temelini tehdit eder. Paylaşılan gerçeklikler isteğe bağlı değildir; onlar olmadan eleştirel düşünme çöker, güven buharlaşır ve işbirliği imkânsızlaşır. Eğitim, yeni zorlukları çözmek için hayal gücümüzü serbest bırakırken, kendini ampirik kanıta kökleyerek çarpıtmayla doğrudan yüzleşmelidir. Sürdürülebilir bir gelecek kurmak için öğrenenler; çarpıtmaya meydan okuyacak, hesap vermekten kaçmayı reddedecek ve karmaşıklıkta entelektüel cesaretle yol alacak biçimde donatılmalıdır.
- Gezegeni görmezden gelen eğitim, geleceği olmayan eğitimdir. İklim felaketi yaklaşırken, çevresel sorumluluğu ihmal eden her müfredat hem eksik hem de sorumsuzdur. Eğitim, öğrencilerin geleceğini ve çevrelerindeki dünyayı etkin biçimde şekillendirmelidir. Öğrenenler çevreyi pasif biçimde incelememeli; çözüm ortakları ve gezegenin etkin koruyucuları olarak güçlendirilmelidir. Öğrencileri büyük sorunlarla yüzleşecek geleceğe hazır beceriler ve eyleme gücüyle donatıp, gezegen odaklı okuryazarlıkları dinamik ve esnek bir öğrenme sürecine entegre ettiğimizde, yeniliği ve sürdürülebilirlikle kişisel bağı besler, kalıcı etkiye ilham veririz.
- Okullarımızda ve topluluklarımızda güven kültürleri kurabiliriz ve kurmalıyız. Eğitim sistemlerimiz korku, kaygı ve güvensizlik üzerine kurulu kaldığı sürece, yukarıdaki bütün sorunlar sürecektir. Eğer eğitimciler eğitimi dönüştürmeye dönük kolektif bir kapasite kuracaksa, hem etkin topluluklara ihtiyacımız vardır hem de hizmet ettiğimiz topluluklarla etkin biçimde ilişki kurmamız gerekir. Bu da güveni merkeze alan yeni bir eylem kuramı gerektirir; öğrencilerin, okulların, hükümetlerin, işletmelerin, ebeveynlerin ve toplulukların yeni eğitim geleceklerini birlikte yaratmak için ortak girişimlerde bulunabildiği bir kuram.
- Kuralları çiğneyin, ama önce nedenini açıkça anlayın. Okul sistemlerimiz itaat, dayatılmış uyum ve rehavet kültürleri üzerine kuruludur. Öğrencilerin, çalışanların ve kurumlarımızın yaratıcılığı doğası gereği köreltilir. Kendi başımıza düşünmektense bize ne düşüneceğimizin söylenmesi daha kolaydır. Açıkça soru sormak ve ne yarattığımıza ve bununla ilgili ne yapmak istediğimize dair üstbilişsel bir farkındalık geliştirmek, bu kurumsallaşmış uyuşukluğun en iyi ilacıdır. Ancak o zaman, statükoya meydan okuyan ve gerçek etki yaratma potansiyeli taşıyan, sistemden gerekçeli kopuşlar tasarlayabiliriz.
- Aktivizm, öğrenilmiş olanı çözmenin serpilip geliştiği bir alandır. Şiddetsiz sivil itaatsizlik, sokak protestoları, sanatsal gösteriler ya da performatif direniş yoluyla olsun, aktivizm statükoya meydan okur ve aşağıdan yukarıya yeniden kurar. Dirençliliği, eyleme gücünü ve kırık sistemlerle—eğitimin kendisi dâhil—yüzleşme cesaretini öğretir. Eğitimciler aktivizmi öğrenmenin temel araçlarından biri olarak benimsemeli; pasif öğrenenleri dünyayı şekillendiren etkin katılımcılara dönüştürmelidir.
- Her şeyi sorgulayın. Bu manifestodan başlayın. Kör kabul rehavet üretir. Birlikte öğrenenler olarak, burada sunulanlar dâhil tüm fikirleri eleştirel biçimde değerlendirebilmek için güvenli alanlar sağlamalıyız. Eleştirel düşünme ve açık diyalog kültürüne katkıda bulunarak özfarkındalığın gelişimini teşvik eder, bireylerin öğretme ve öğrenme biçimlerimizin sürekli evrimine katkı vermesini mümkün kılarız.
Eğitimdeki sorunlar sürüyor çünkü kökleşmiş gücü tehdit ediyor ve statükoyu sarsıyor. Ayrıcalığa meydan okuyan hakikatler—ister güneş merkezlilik olsun, ister evrimsel biyolojinin geçerliliği, ister insan kaynaklı iklim değişikliğinin gerçekliği—yüzyıllardır direnişle karşılaşmıştır. Benzer şekilde eski önceliklerle kısıtlanan eğitim de daha fazla farkındalık değil, engelleri sökme, rehaveti reddetme ve her öğrenene ve her topluluğa hizmet eden sistemler kurma cesareti gerektirir.
Bunu hiç kimse tek başına yapamaz. Öğrenme gelecekleri için bir hareket, eğitimcilerin, öğrenenlerin, ailelerin, politika yapıcıların ve toplulukların koalisyonunu gerektirir. Eşsiz güçlerimizi birleştirerek, eskimiş sistemleri sökebilir, müfredatı yeniden tasarlayabilir ve eşitliğin, yaratıcılığın ve merakın geliştiği ortamlar yaratabiliriz. Attığımız her adım önem taşır; ister nasıl öğrettiğimizi yeniden tahayyül etmek, ister okullar içinde güven kültürleri geliştirmek, ister öğrenmeyi yaşam boyu süren bir hak olarak merkeze alan politika değişikliği için savunuculuk yapmak olsun.
Birlikte, her öğreneni öngörülemez bir dünyada gelişecek biçimde güçlendiren bir eğitim sistemi yaratabiliriz. Artık cesurca, kolektif biçimde ve amaçla hareket etme zamanıdır.
Gelecek burada. Bugün ne inşa ettiğimiz önemlidir.
İlk imzacılar
Biz:
John Moravec (principal author, USA), Gustavo Andrade (Mexico), Chris Bagley (UK), Constanze Beyer (Germany), Paola Boccia (Argentina/Germany), Edwin De Bree (Netherlands), Vivian Breucker (Germany), Alexandra Castro Ferrada (USA), María Mercedes Civarolo (Spain/Argentina), Cristóbal Cobo (Chile), Antonio L. Delgado Pérez (USA), Claudia Dikmans (Germany), Albus Duc Hoang (Vietnam), Kristina House (Canada), Silvia Enriquez (Argentina), Martine Eyzenga (Netherlands), Tomas C. Ferber (Germany), Richard Fransham (Canada), Gustavo Garcia Lutz (Uruguay), Peter Gray (USA), Christel Hartkamp (Netherlands), Pekka Ihanainen (Finland), Marcel Kampman (Netherlands), Bob Kartous (Czech Republic), Kateřina Kolínková (Czech Republic), Kamila Koutná (Czech Republic), Florian Kretzschmar (Germany), Nicola Kriesel (Germany), Luis R. Lara (Argentina), Diego Leal (Colombia), Carlos Lizárraga Celaya (USA), María Cristina Martínez-Bravo (Ecuador), Juraj Mazák (Slovakia), Alejandra Mendoza Garza (Mexico), Farid Mokhtar Noriega (Spain), María Mercedes Moravec (USA), Daniel Navarrete (Colombia), Varlei Xavier Nogueira (Brazil), Alejandro Núñez Urquijo (Colombia), Hugo Pardo Kuklinski (Argentina/Spain), Alejandro Pisanty (Mexico), Lucas Potenza (Argentina), Noemi Pulido (Argentina), Luis Napoleón Quintanilla (El Salvador), Dinant Roode (Netherlands), Javier José Simon (Argentina), Alison Snieckus (USA), Max Ugaz (Peru), Paloma Valdivia Vizarreta (Spain), David Vidal (Spain), Evangelos Vlachakis (Greece), Tim Weinert (Germany), Monika Wernz (Germany), ve Alex Wiedemann (Germany).







